Etiket arşivi: CİNAYET

Yenidoğan Çetesi Babamı Öldürdü

Medyada gösterilmekte olan Yenidoğan Çetesi’nin bebek cinayetleri hakkındaki haberlerden çeteye üye hastanelerden birinin Güney Hastanesi olduğunu öğrendim. Aynı hastanenin yoğun bakım ünitesinde 2022 yılında babam yatmıştı ve babam iyileşmeden taburcu edilerek yaşam hakkı elinden alındı. Babamın hastaneye yatışının amacı sağlığını geri kazanmak idi ve Güney Hastanesi babamın tedavisini tamamlamadan SGK’dan ödeme alarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni dolandırmış oldu. Yenidoğan Çetesi soruşturmanın genişletilip sadece bebeklerle değil, tüm yoğun bakım hastalarıyla ilgili ve Yenidoğan Çetesi davasında suçlananların tüm görev yerleri ile ilgili inceleme yapılmasını istiyorum. Çete çok uzun yıllardır faaliyetteymiş.

Babam Fikret Çalışkan 2021 yılının sonbaharında Bulgaristan’a gidip döndü. Döndüğünde hafif öksürüyordu. Hem Türkiye’de hem Bulgaristan’da seyahat şartları nedeniyle coronavirus testleri yaptırmıştı, sonuçlar negatif idi. Pandemiden ölmesi söz konusu değil. Aşıları da tam idi. Babam Fikret Çalışkan, ömrü boyunca soğuk algınlığı v.b. hastalıkları hiç doktora gitmeden atlatmıştı, onu doktora götürmemiz biraz zaman aldı. Kolay ikna olmadı. Onu önce sağlık ocağındaki aile hekimimize götürdük. Aile hekimimiz, babamın sağlığının ciddi şekilde kötü olduğunu ve onu mutlaka büyük bir hastaneye götürmemiz gerektiğini söyledi. Babamı muayene eden aile hekimi babamın göğsünü dinledi ve kardiyogram çektirdi. Kardiyogramdaki bilgiye göre babamın farkında olmadan kalp krizleri geçirmiş olduğunu söyledi. O gün aile hekimine giderken ve dönerken babam yürümekte zorlanıyordu, ayakları iyi durumda olmasına rağmen 5-10 metrede bir durup dinleniyordu ve öyle devam ediyordu. Giderken komşunun aracıyla bir yere kadar gittik ve kalan 100 metreyi zorlanarak yürüdü. Dönüşte de ben taksi buluncaya kadar 100 metre kadar yürüdü. Kesintisiz olarak yürüyemiyordu, dinlene dinlene ilerliyordu.

Babamın sağlık durumu ciddi idi, ama bir süre daha direnip hastaneye gitmedi. O dönemde aile hekiminin yazmış olduğu birkaç ilâcı kullanmaya ısrar etti. Durumunun ciddileşmesi üzerine babamı taksi ile daha sonra vefat ettiği hastanenin, yani T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI SBÜ İSTANBUL HASEKİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ (EK KAMPÜS SULTANGAZİ) acil servisine götürdük. Hafta sonunu o acil serviste geçirdik. Babamın her türlü tıbbı testini yaptılar, ona oksijen maskesi taktılar. Babamın bilinci açık idi, ancak bağlı olduğu cihazlar belli aralıklar ile alarm sesi çıkarıyordu. O hastanenin yoğun bakım ünitelerinde görevli birkaç hekim 5-10 saat arayla geldi, ama morali bozuk olmadığı için ve rahat davrandığı için babamı kendi yoğun bakım ünitelerine kabul etmediler. Ağlayan ve feryat eden hastaları kabul ettiler. Hekimlerin dikkat ettiği başka bir nokta babamın daha önce doktora çok sık gitmemiş olması ve babamın tıbbi geçmişinin kayıtlı olmamasıdır. Acil Servisteki sağlık görevlileri ise babam için yoğun bakımı olan hastane bulmaya çalıştıklarını söylediler.

T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI SBÜ İSTANBUL HASEKİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ (EK KAMPÜS SULTANGAZİ) iyi bir teknolojik altyapıya ve hekim kadrosuna sahip 600 yataklı bir devlet hastanesi. Ailece bir hastalığımız olduğu zaman orada tedavi görüyoruz ve o hastane ile ilgili hiçbir şikâyetimiz yok. Hatta orada tedavi görmekten memnun olduğumuzu söyleyebilirim. O hafta sonu görevli sağlık personeli babamı kendi yoğun bakım ünitesine kabul etseydi, başka yere sevk etmeseydi babam bugün büyük ihtimalle hayatta olacaktı. Herkesin yaşam hakkı var.

24 Ocak 2022 Pazartesi günü bir ambulans ve ekibi babamı teslim almaya geldiğini söyledi. Ambulans sürücüsü babamın T.C. Nüfus Cüzdanını istedi ve bir yere telefon ederek SGK sağlık güvencesi olup olmadığını sordu ve doğrulattı. Hava soğuk ve karlı idi. Ambulansın hava şartlarına rağmen yüksek hızla Esenler’deki Güney Hastanesi’ne ulaşmasından memnun oldum. Ekip babamı ambulanstan indirirken ambulans sürücüsü hasta kayıt kısmına (vezneye) gidip babamın işlemlerini yapmamı söyledi. Bunun üzerine gittim ve oradaki bayan görevli bana bir sözleşme uzattı, imzalamamı istedi. Babamın durumunu merak ettiğim için ve yanına gitmek için sabırsızlandığım için çok uzun olan o sözleşmeyi okumadım, sadece “organ bağışı yapmayacağımızı” söyledim ve o kısımla ilgili gerekeni işaretlemesini söyledim. Sözleşmeyi imzaladım ve babamın yanına gittim.

Sözleşmenin imzalı metnini yoğun bakım ünitesine götürdüğümde orada görevli yaklaşık 2m boyundaki genç görevli neşeyle kağıtları karıştırıp bir şey aradı. Bulamadı ve üzüldü. Ona babamı getirdiğimiz hastanede çok sayıda tahlil yapıldığını, o tahlillerin sonuçlarına E-Devlet’ten bakıp bakamayacaklarını sordum. O görevli, tüm tahlilleri baştan yapacaklarını, onların hastanelerinin kendi tahlillerini yapacağını söyledi.

Pandemi dönemiydi ve hastanenin koyduğu kurallara göre sadece birinci derece yakınları babamı görebilecekti. Babamı tüm tedavi döneminde sadece ben ziyaret ettim, onu sadece bir defa benimle kız kardeşime gösterdiler. Babamın teyzesinin oğlu hastaneye gittiğinde onu babamla görüştürmediler. Pazartesi günleri babamı ziyaret ediyordum, salı günleri de telefonla bilgi alıyordum. Babamı ziyaret ederken yoğun bakım personelinin istediği küçük ambalajlı su ve çikolata, gofret ve ıslak havlu türünden şeyler götürüyordum.

1 Şubat 2022 Salı günü telefon ile bilgi almak için aradığımda telefondaki bayan sağlık görevlisi fazla konuşmadan “burası yoğun bakım, yoğun bakımda hastaların ölmesi normal bir şey” dedi. Ben şaşırdım, babamı tedavi etmek üzere hastaneye yatırmıştım ve “anlamadım, amacınız nedir” diye sordum. Babamın zararlı maddelerin olduğu bir fabrikada çalıştığını söylediler. Babam Bulgaristan’da bir mobilya fabrikasının mobilyaların verniklendiği ve tiner benzeri kokuların olduğu bir bölümde çalışmıştı, ama bu o günden 33 yıl önceydi. Babam çoğunlukla iki vardiya çalışıyordu ve eve sadece uyumaya geliyordu, fabrika evimize çok yakındaydı. Babam fabrikanın en çalışkan işçileri arasında yer aldığı için o ve iş arkadaşlarının fotoğrafları fabrikanın girişinde asılı idi. Babam 33 yıl boyunca akciğerleri ile ilgili herhangi bir sorun yaşamamıştı. Türkiye Cumhuriyeti’nde sadece ağır ve vasıfsız işlerde çalıştı, nefes alıp vermekte bir zorluk çekmemişti. Tüm ömrü boyunca sigara kullandı. Hastalık döneminde benim uyarılarımı dikkate alıp sigaraya ara verdi ve vefatına kadar bir daha hiç kullanmadı. O telefon konuşmasında fazla konuşmadan konuşmayı kestik. O an katarakt ameliyatı olmak üzere olan dayımın yatağının başındaydım, dayımla ilgilendim. Dayım yarım saat sonra ameliyata alındı.  

7 Şubat 2022 Pazartesi günü babamı ziyarete gittiğimde kapıyı açmaları için telefon ettim. Bana telefonda küfrettiğimi söylediler. Küfredenin ben olmadığımı, kapıda olduğumu ve beklediğimi söyledim. Bunun üzerine benden epeyce kısa boylu olan erkek bir sağlık görevlisi çıktı. Konuştuk. Bana benden başkasının aramamasını, arayan birilerinin onlara küfrettiğini söyledi. Ben şaşırmıştım. “Sonuçta burada ne var, burada sağlık hizmeti sunuyorsunuz”, dediğimi hatırlıyorum. Babam vefat etmeden önce bir telefon hattından arayan biri bana “sana hizmet sunulacak, beklemede kal” türünden lâfları sürekli tekrarladı. Sonucu beklemeden telefonu kapattım. Babam vefat ettikten sonra aynı veya benzer bir telefon hattından aradılar (arayan hattı kaydetmedim) ve aynı sesle bana “sana bir hizmet sunuldu” diye tekrarlayıp durdu. Arayan numaraları, aradıkları tarihi veya saati not almadım. Ben bu tür telefonları saçma bulsam da Güney Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi çalışanlarından şüphelendim.

O gün görüştüğüm sağlık görevlisi ile tartışmadım, aramızda bir kavga olmadı. Annemin yapmış olduğu böreği babama verdiğini, babamın yediğini söyledi. Benden başkasının ziyarete gelmemesini ve benden başkasının aramamasını istiyorlardı. O sağlık görevlisine yoğun bakım ünitesindeki yatışı SGK’nın ödediğini, normal yatış için paramız olmadığını ve babamın iyileşmesi halinde normal servise yatırmadan taburcu etmelerini söyledim. Medyadaki haberlerde Yenidoğan Çetesi adıyla bilinen çetenin hasta yakınlarını da dolandırdıkları, çok büyük rakamları fatura ettikleri bilgisi yer alıyor. Bizden fazladan para kazanamayacaklarını anlayınca babamı kısa sürede, iyileşmeden taburcu ettiler. Pandemi dönemiydi ve İstanbul’da yoğun bakım ünitelerinde yer bulmak zordu, büyük talep vardı. Güney Hastanesi babamın yatışı sırasında yeni bir yoğun bakım ünitesi daha açtı, iki ünitenin isimlerini “yeni” ve “eski” yoğun bakım ünitesi diye adlandırdı. Daha çok para kazanmak ve yeni hastaları kabul etmek için babamı iyileşmeden taburcu ettiler.

Aynı sağlık görevlisi ile aramızda geçen konuşmada bana babam taburcu olurken ona rapor yazacaklarını ve oksijen maskesi vereceklerini, oksijene muhtaç olduğunu söyledi. Taburcu olurken ise epikriz bile vermediler, babamın tamamen iyileştiğini söylediler. Telefonla arayıp tekrar tekrar sormama rağmen ısrarla babamın iyileştiğini tekrarladılar.

14 Şubat 2022 Pazartesi günü babamı bana bir bayan sağlık görevlisi gösterdi. O gün kız kardeşim de gelmişti. O bayan sağlık görevlisi (hemşire) babamın artık iyileştiğini ve yakında taburcu edeceklerini söyledi. Ben babamın iyileştiğine sevindim, bu konu üzerinde fazla konuşmadım. Babamın iyice iyileşip eve öyle dönmesini istiyordum.

18 Şubat 2022 Cuma sabahı babamı gidip almamızı istediler. Birkaç saat sonra annem ile oraya gittik. Beni hasta kayıt (vezne) kısmına gönderip taburculuk işlemlerini yapmamı istediler. Gittiğimde bana hastane sözleşmesini imzalatan bayan bir parça kâğıt üzerine bir yazı verdi. Ancak çok korkmuş bir hali vardı, titriyordu. Korkmasına mana veremedim. Yazıyı üst katlarda olan yoğun bakım ünitesine götürdüm. Her zaman orada görevli olan o uzun boylu erkek ve bayan hemşireler bize babamı teslim ettiler. O kâğıt parçasını imzalamamı istediler. Babam tekerlekli sandalyede idi ve altına kaçırdığı kokudan belliydi. Ben imzalamayacağımı söyledim, annem araya girip imzaladı. Epikrizi e-posta adresime göndereceklerini söylediler ve bir kâğıda e-posta adresimi yazmamı istediler, yazdım. Yatıştan taburculuğa kadar başta bu iki hemşire olmak üzere hastalar ile aynı kişiler ilgilendi ve tüm zaman boyunca hiçbir doktor görmedim. Pandemi dönemi olduğu için birçok tıp doktoru hastalardan uzak durmaya çalışıyordu ve ben haftada bir gün oraya uğruyordum. O nedenle doktoru görmemiş olabileceğimi düşündüm, ama o yoğun bakım ünitesi tamamen o birkaç hemşireye teslim edilmişti.

Babamı onu eve götürecek taksiye kadar tekerlekli sandalye ile götürdüler. Babamın ayaklarının tutmadığını, babamın belden aşağısını hissetmediğini babamı taksiye bindirirken fark ettim. Taksi evin önüne geldiğinde babamı taksiden indirmekte zorluk çektik. Girişin üstündeki katta, yani birinci katta ikamet ediyoruz. Babamı o daireye zor çıkardım. Tüm aile babamla iyi ilgilendi. Babam yere basabiliyordu, benim yardımımla adım da atabiliyordu. Ama belden aşağısını büyük oranda hissedemiyordu. Ona hasta bezleri satın aldım.

Ertesi gün, yani cumartesi günü telefonla Güney Hastanesi yoğun bakım ünitesini aradığımda ve epikrizi sorduğumda “epikriziniz hazır, geldiğiniz zaman alırsınız” dediler. Bana e-posta ile göndereceklerini söyledikleri epikrizi göndermemiştiler ve o an farklı konuşmaya başlamıştılar. Babamı düşünüp onlarla tartışmadım, o güne kadarki davranışları hep kabadayı idi. Babamın yürüyemediğini söylemem üzerine iyileşeceğini, uzun süre hareketsiz kaldığı için ayakları tutmadığını söylediler.

Babama her türlü yemeği, hatta kolay yemesi için çorba da verdik. Ancak babamın iştahı yoktu. Ona hastanede yemek verip vermediklerini sordum, yemek olarak yumurta verdiklerini söyledi. Yemek vermişler, ancak babam yemekleri beğenmemiş. Babam yemek seçen biri değildi. Anladığıma göre çok sık olarak yenmeyecek kadar ucuz yemekler vermişler. Faturayı kabartmak için sürekli serum bağlamalarından şüphelendim. Babamı lavaboya götürüp getirdiğimde babam “ben öleceğim” galiba dedi. Hastane ısrarla iyileştiğini söylüyordu. Babama o yoğun bakım ünitesinde çok ölen olup olmadığını sordum. Babam doğruladı, çok ölü vardı. Babam bazen günde birden fazla kişinin öldüğünü söyledi. O gün öyle geçti, annem ve kız kardeşim babamın başından ayrılmadı. Ben kendi odamda bilgisayarın başındaydım.

Gece olduğunda kız kardeşim yanıma geldi ve babamın nefes almakta zorlandığını, acil servisi çağırmamı söyledi. 112’yi aradım ve gelirken oksijen tüpü getirmelerini söyledim. Hastaneye yakın bir yerde ikamet ediyoruz, ambulans 8-10 dakikada geldi. Ambulans gelinceye kadar babam dilini dışarı çıkarmış şekilde nefes alıyordu. Ambulansı karşılamak için sokağa çıktım ve ambulanstaki sağlık görevlisi ile 2-3 dakika içinde geri döndüm. Babam artık nefes almıyordu. Sağlık görevlisi odadan çıkmamızı söyleyip babama kalp masajları uygulamaya başladı. Bir süre sonra komşularla birlikte babamı ambulansa koyup onu T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI SBÜ İSTANBUL HASEKİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ (EK KAMPÜS SULTANGAZİ) acil servisine götürdük. Babama yarım saat kadar kalp masajı uygulandı ve babam sabaha karşı vefat etti. Babamın öldürüldüğünden emindim, ancak Türkiye Cumhuriyeti devleti Yenidoğan Çetesi soruşturmasını açmadan ve iddiaları kanıtlarla desteklemeden önce yapabileceğim bir şey yoktu. Adaletin doğal olarak zamanla geleceğine inanıyordum. Geçmişimde yer alan soruşturmaların sonucunda veya gelecekteki bir soruşturmada, o zamanki düşüncemle bu çete “bardağı taşırdığında” gerçeklerin ortaya çıkacağına inanıyordum ve bekliyordum. Hatta gün sayıyordum.

Güney Hastanesi özel bir hastane olmakla birlikte biraz ufak bir hastane ve geniş imkânlara sahip değil. Birtakım suçlar işleyerek gelirini arttırmaya çalışmış. Babamın yatmış olduğu Güney Hastanesi yoğun bakım ünitesi çalışanı hemşireler de büyük ihtimalle çetenin üyesi. Onların isimlerini hatırlamıyorum. Vefat eden babamı hiçbir şey geri getirmeyecek.